KIBRIS TÜRK ROMANINDA ÇIKARMA HAREKÂTI

 


 

METİN TURAN[1]

 

 

 

Giriş

KıbrısTürk edebiyatının, özellikle 1960 sonrası ürünlerine bakıldığında, hemen büyükbir bölümünün ‘Kıbrıs sorunu’ algısıyla üretildiği gözlenir. Farklı sanatsaleğilimlere sahip olan kesimlerin birbirleriyle olan tartışma kavramlarını dayine bu sorunun oluşturmuş olduğu zemin şekillendirir: Milliyetçi-antimilliyetçi, şoven karşı-şoven, Türk, Kıbrıslıtürk… Tüm bu kavramların doğurmuşolduğu tartışma ikliminin temel belirleyenin de yine “Kıbrıs Sorunu” olduğuaşikardır. İktisadi ve sosyal hayatın imkanlarıyla yetkinlik kazanan romantürünün Kıbrıs Türk kültürü içerisinde tarihi, 19. Yüzyılın sonlarındagörülmeye başlar. Bu durum esasında, Osmanlı coğrafyası için de pek farklıdeğildir. Zira Türk okuyucular için olmasa da İstanbul’da yaşayan Ermenileriçin yazılan ve 1851senesinde İstanbul'da Mühendisoğlu matbaasında basılan Ağapi veya Akabi romanı birkenara bırakılırsa, ilk roman 1872 yılında Handika gazetesinde tefrika edilmeyebaşlayan Şemsettin Sami’nin Taaşşuk-ıTalat ve Fitnat gösterilir. Durum, Kıbrıs coğrafyası için farklı değildir,Ada’da ilk roman, yazarı Kıbrıslı olmasa da 8 Ocak 1892 yılında  Zamangazetesinde yayımlanmaya başlayan BirBakış’la başlar (Atun, 2012:29). Yayımlanan ilk roman ise 1894 yılında,yani Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat’ınİstanbul’da yayımlanmasından iki yıl sonra Ada’da yayımlanan Kaytaz-zâde MehmetNâzım’ın Yadigâr-ı Muhabbet adlıromanıdır. Bu durumu şöyle de yorumlamak mümkün, Ada, her ne kadar kendinemahsus etnik yapısı ve kültürel özellikleriyle özgünlükler taşısa da birOsmanlı coğrafyası olmak hasebiyle, özellikle düşünsel hareketler bakımındanyönünü merkeze, yani İstanbul’a; 1920’den sonra da Ankara’ya çevirmişdurumdadır. Edebiyat dünyasındaki gelişmeler, bütün barizliğiyle bunugöstermektedir.

Biranlamda Kıbrıs Türk romancılığının kurucusu sayılan ve önemli ölçüde 1930 – 60arasında ürettikleriyle geniş bir yelpazede ürün sergileyen Hikmet Afif Mapolarnâm-ı diğer Muzaffer Gökmen ve 2010 yılında yitirdiğimiz, ‘ulusalcı’ çizgininmimarlarından sayılan Özker Yaşın[2] yanısıra,  Adanın en önemli kültürinsanları  ve romancıları arasında önsırada gelenlerden birini İsmail Bozkurt[3]teşkil eder. Sürecin özellikle çıkarma sonrası (1974) dönemini ele alan önce Bellekteki İzler adıyla üç bağımsız ciltolarak tasarlayıp ilk iki cildini de yayımladıktan sonra UNUTMA adıyla tekciltte toplayan Bekir Kara[4] daana eksende Kıbrıs olaylarını yapıtlarına taşıyan, günümüz romancılariçerisinde üretkenliği ve ustalığıyla dikkat çeken isimlerden birisidir. Bugünedeğin yayımladığı tek romanla dikkatleri çeken, sonrasında daha çok siyasitarih çalışmaları ve güncel politikaya ilişkin araştırmalarıyla tanınan AhmetGazioğlu[5]’nunKıbrıs’ta Aşk ve Savaş ile daha çoktiyatro ve hikayeleriyle  tanınan OsmanGüvenir’in  “Üç Pencere” Kıbrıs Romanı adlı yapıtı da söz konusu tarihselkesiti ayrıntılarıyla ele alan ve belirgin bir biçimde tanıklığa yaslanan, çoğunca da 1950 ve 60’lı yıllarda Türkedebiyatında yaygın olan, Yaşar Kemal, Bekir Yıldız, Dursun Akçam örneklerindegörüldüğü üzere röportaj dilinin kullanıldığı romanlardır. Bunlar yanı sıraüretimlerini sürdüren Özden Selenge, Mehmet Yaşın, sinemadaki başarısındantanıdığımız Derviş Zaim, Neşe Yaşın, Oğuz Yorgancıoğlu, Sultan (Okumuşoğlu),Bener Hakkı Hakeri, Sabahattin İsmail gibi Kıbrıs Türk mücadelesini romanlarına konu edinen, eserlerinde genel hatlarıyla 1930-1974 süreciniele alan yazarların çalışmalarını da anımsatmak gerekir.

Kısa BirTarihsel Çerçeve

Hafızalarımızakazınmış haliyle Kıbrıs olayı, 1 Nisan 1955 yılında ilk kanlı eylemiylebaşlayıp ve sonrasında hafızalarda derin iz bırakan 21 Aralık 1963 “Kanlı Noeli”yleyoğunlaşarak, 20 Temmuz 1974 “Mutlu Barış Çıkarması”yla son bulan sürecikapsar. Esasında Ada’nın stratejik önemi dolayısıyla Ada’ya sahip olmanın sağlayacağı avantajlar, öteden beriİngiltere’nin  gündeminde olan birkonudur. 1869  yılında Süveyş Kanalı’nınaçılması, İngiltere’nin bu düşüncesini daha da güçlendirmiş, İngilizİmparatorluğunun en değerli varlığı olan Hindistan ile imparatorluğun merkeziarasındaki ulaşım yolunu güvenlik altında tutmak; Fransa’nın Doğu Akdeniz’deoluşturduğu tehdide karşı ilk iş olarak 1704’den beri ellerine bulundurduklarıCebelitarık’ın yanı sıra Akdeniz’de ikinci bir üs olarak Malta’yı, 1800’de elegeçirmişlerdi.  1882’de Mısır’ı işgaletme planının ‘geçiş aşaması’ politikalarından en önemli dönemeci de, bu bakımındanKıbrıs politikası oluşturuyordu (Gürel, 1984:17). 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı vebu savaşın, güçsüzlüğü giderek artan Osmanlı Devleti aleyhine doğurduğusonuçlar, İngiltere’nin  KıbrısAnlaşması’nı hayata geçirmesi için önündeki engelleri de kaldırıyordu. İşte bu antlaşmanın yapılması ile“Kıbrıs Sorunu” başlamış oluyordu (Mütercimler, 1998:28).

Kıbrıs’ınİngiliz yönetimine geçmesi ile birlikte, büyük bir imparatorluğun yöneticiunsuru iken, bir anda  yabancı biryönetimin üçüncü sınıf uyruğu durumuna düşmenin Türk toplumu üzerinde yaratmışolduğu travma,  Kıbrıs’ın Yunanistan’abağlanması (ENOSİS) politikalarıyla daha bir derinleşmiştir. Bir yandan İngilizsömürge yönetimine bir yandan da ENOSİS politikasını engelleme çabası,Türklerin Ada’daki  varoluş mücadelesinedönüşmüştür.

İngilizsömürge yönetimine karşı direnişleri pasif nitelikte, gazete/kitap yayımlama,örgütlenme, kitlesel gösteriler şeklindedir.

İkinciDünya Savaşı sonrasında ENOSİS istemleri yoğunlaştı ve 1952 yılında Atina’daEOKA (Etniki Organosis Kiberon Agoniston/ Ulusal Kıbrıs Savaşçıları Örgütü)kurularak silahlı terör eylemlerinin hazırlığına girişildi ve 1 Nisan 1955yılında da ilk kanlı eylemini gerçekleştirir.

KıbrısTürkleri, silahlı saldırılara karşı, başlangıçta hazırlıksız ve örgütsüzdür.EOKA saldırılarıyla birlikte karşı örgütlenmenin gerekliliği ortaya çıkar veilk  refleks olarak KITAMB (Kıbrıs TürkMukavemet Birliği), Volkan (Var Olmak Lazımsa Kan Akıtmamak Niye), Kara Çete, 9Eylül Cephesi adlı direniş örgütleri oluşturulur. Süreç içerisinde ulusalbilinçle beslenen savunma gereksinimi dağınık direniş örgütlerini bir çatı altında toplayarak, Türk MukavemetTeşkilatı (TMT)nı oluşturur. (Bozkurt, 2010:148) Dönemi anlatan hemen tüm edebiyatürünlerinde özellikle TMT adının ve buna bağlı başka simgesel isimlerin (kovan,kovanbey, arı, oğul, oğul beyi, serdar, sancak, çanak gibi) geçiyor olması,kısa da olsa bu tarihsel çerçevenin bilinmesini gerekli kılmaktadır.

 

Romanlar veÇıkarma Harekatı

Edebiyatınbir tanıklık olduğu kadar insan, dolayısıyla onların oluşturduğu toplumsal ruhhalinin de yansıması olduğunu unutmamak gerekir. İktidarların bütünşekillendirmelerine karşın, olayları bireysel ve kolektif zihne dayalı süzgeçleen sağlıklı biçimde yine edebiyat yapıtlarında görmek mümkündür. Kurmaca daolsalar, edebiyat yapıtları özellikle roman, hakikatin anlaşılması içinbaşvurulması gereken en önemli kaynak olma özelliklerini korumaktadırlar.Belkiçakalı yazar Charles Pilsnier’in romancı için söylediği: “görünmeyenşeylerin tarihçisi” (Günyol,1980) saptaması, insan ruhunun derinliklerini  önsezi ile kavrama ayrıcalığına sahip olan bukişilerin “savaş, saray, siyasa tarihçilerinin görmediği, göremediği şeyleri”dile getirmek anlamında ustalıklarını da yansıtmaktadır.

Bubildiride; 1974 çıkarma harakatının eksen alındığı eserler içerisinde, Özker Yaşın,İsmail Bozkurt, Bekir Kara ve Ahmet Gazioğlu’nun romanları ele alınacak,savaşın bu eserlerdeki izdüşümü irdelenmeye çalışılacaktır.

Budönemi konu edinen romanların en belirgin karakteristik özelliği, yakın tarihteyaşanmış olmasıyla birlikte yazanlarının hemen tamamının sürecin içerisinde yeralmış olmalarıdır. Dolayısıyla tanıklık eksenine oturtulmuş olan anlatım,belirgin olarak ‘günlük’ olayların tarihsel tanıklığa dönüştürülme kaygısıyla ‘roman’laştırıldığınıyansıtmaktadır.  Özker Yaşın, AhmetGazioğlu, İsmail Bozkurt ve Bekir Kara’nın yukarıda bahsi geçen romanlarında1974 çıkarmasının arka planında gelişen olaylarda, ben anlatıcı yazar, anlattıklarınıinandırıcılık kaygısı taşımaksızın bir ‘doğruluk’ fikri zeminine oturtmaktadır.Tek tek romanla yazarı, bir bakıma da yazar kahramanın kişisel hayatınıirdelediğimizde bu örtüşmenin türlü ipuçlarını yakalamak olasıdır.  Örneğin kendisi de TMT saflarında mücahitolarak mücadele vermekte olan Özker Yaşın’ın romanlarına yansıyan tanıklık,onun yaşadıklarından farklı değildir.

21Aralık 1963’de “Kanlı Noel” olarak tarihe geçecek olaylar patlar. 23 Aralıkgünü, Ada’da bulunan Yunan birliklerinin desteğinde EOKA çeteleri, Türkleribirkaç gün içinde yok etme hareketine girişirler. Şehirlerde ve karışık yaşananköylerde Türk mahalleleri kuşatılır. Köylerin birbiriyle ve şehirlerlebağlantısı kesilir. Fakat beklenen gerçekleşmez; Türkler, mahalle ve köylerindederme çatma mevziler kurarak sert bir direnişe geçerler. Herkes evini köyünüsavunmaya girişir. Lefkoşa, Mağusa ve Lefke’de Türk mevzilerine yapılansaldırılar kırılır. Yollar tutulmuş, ulaşım hatları kesilmiş olduğundanbirbirinden habersiz Türk köyleri korku dolu günler geçirirler. 21 Aralık 1963günü patlayan ve 8 Mart 1964’e kadar devam eden bu çatışmalar, Türk toplumuiçin ağır kayıplara yol açar. O günlerde gazetelere yansıyan tespitlere göreTürklerin kayıpları 136 ölü, 603 yaralı, 148 kayıptır. 25 bin Türk evsizkalmıştır. Çatışmaların durmasından sonra da Türkler, daha emniyetli köylere veşehirlerdeki Türk mahallelerine sığınmaya devam eder. Bu olaylar neticesinde Türklerinüçte biri evini barkını terk ederek mevzileri sağlam mahalle ve köylerde toplanmış,birbirinden kopuk ve kuşatılmış bu adacıklarda yaşamaya başlamıştır. Ada içindeseyahat mümkün değildir. Dünya ile bütün bağlar kopmuştur. 120 bin Türk, bu“getto” hayatının içinde 10 yıl yaşayacaktır.

Bucan pazarı içinde Özker Yaşın ve ailesi, bütün Kıbrıslı Türkler gibi ortakkaderi paylaşıyordu. Yaşın, Peristerona köyündeki evinden çıkıp barikatlarıaşarak Lefkoşa’da Türk mevzilerine ulaşabilen ‘şanslı’ kişilerdendir Ne var kikendisi Türk mevzilerine ulaşabilme olanağına kavuşsa da ailesinin tümbireyleri Rumlar tarafından rehin alınır. Doğum sancıları başlayan eşi Rumhastanesinde İngiliz bir hemşirenin yardımıyla doğum yapar ve oğlu Savaş 25Aralık Çarşamba günü dünyaya gelir. Oğlunun doğumunu ancak 10 ocak 1964tarihinde öğrenebilen Yaşın, yaşadıklarını ve görüp işittiklerini, bombagürültüleri ve kurşun seslerini dinlerken kaleme alır. Bu şiirler, olaylaryaşanırken, şehit mezarları açılırken, yaralılar inlerken,  ağıtlar duyulurken yazılmıştır. Mart ayınınortasına kadar devam eden bu ölüm ve korku günlerinin şiirleri Oğlum Savaş’a Mektuplar adlı şiirkitabında  toplayan Yaşın, bu ürünlerindeyeğlediği gerçekçi yöntemi romanlarında da sürdürür.

Mekân,şahıs ve olaylar zincirinde anlatılanlar ile kahramanların gazeteci, mücahit,asker, kovanbeyi, arı, sancaktar gibi savaş içerisindeki sıfatlarıylapaylaşılması ve çoğu kez de karakterlerin gerçek isminin, örneğin Bozkurt’un Bir Gecede romanındaki TMT komutanı Turgut’un, eşi Aliye’nin günlükhayatları içerisinde de aynı görev ve adlarla bilinmesi gibi, AhmetGazioğlu’nun Kıbrıs’ta Aşk ve Savaşromanındaki doktor ve gazeteci karakteri, Türk göçmenlerin sığındığı MutluVadi’deki Çile Kampı; Özker  Yaşın’ın Girne’den Yol Bağladık’taki eylemler,otel, banka, cadde gibi tüm mekân adları bütünüyle bu gerçekliği içerir.

Bunuyadırgamamak ve küçümsememek gerekir. Zira,  bir yandan gelenek oluşturma çabaları devameden ve metropol Türkiye’nin her daim gölgesini üzerinde hisseden,  beslendiği kaynaklar bakımından tarihseltanıklık ile kendisini sorumlu kılan, bütün bu özellik ve nitelikleriyle  “Bir yaşantı edebiyatı olan Kıbrıs Türkedebiyatı, -roman, öykü ve şiirleriyle- Ada halkının acılarını, mutluluklarınınesilden nesile taşıyan, sosyal değişimleri yansıtan önemli bir kaynaktır.”(Kefeli, 2013:266) Yeri gelmişken belirteyim ki Kıbrıs Türk romancıları, ÖzkerYaşın’ın  Kıbrıs’ta Vuruşanlar MücahidinRomanı eseri dışında ve özellikle de  bubildiri çerçevesinde ele alınan eserlerde tema bir kahramanlık öyküsü olarakhiçbir zaman kurgulanmaz. Olay ve kişiler yargılanır ama bu yapılırken ötekiniaşağılayan, kendini üstün gören bir çirkinliğe bürünülmez.

 

KıbrısBarış Harekâtı’nın, Kıbrıs Türk romanına yansıması iki bakımdan önemlidir.Birincisi, bu harekat, ırkçı EOKA harekatının beş yüz yılı aşkın bir süredirAda’da varlığını sürdüren Türk halkına yönelik soykırımlarını durdurmuş,insanların hayatta kalma gerekçesini oluşturmuş, ikincisi de bir kimlikoluşturma çabasındaki Kıbrıs Türklerinin, ulusal direncini güçlendirerek budirenci edebiyat gibi, estetik/sanatsal kazanımlarla zenginleştirme yollarınıaçmıştır. Gerek 1960 -74 sürecindeki gelişmeler, gerekse 1974 harekâtı sonrasıgelişmelerin özellikle roman türüne ciddi bir biçimde yansıması, bupekiştirmenin işaretlerindendir. Romanların sanatsal değeri her zamantartışılabilir ki bu edebiyatbilimcilerin, eleştirmen ve estetiklerin yerinegetirmesi gereken  bir sorumluluktur.Ancak, tarih ve olaylar açısından bakıldığında, Kıbrıs Türk romancılarının  gözdenırak tutulamayacak bir sorumlulukla olaya yaklaştıkları ve bütünçirkinlikleriyle savaşa karşı kolekif bilincin oluşmasına katkı koyduklarınıbelirtmek gerekir. Her biri doğrudan bu çatışmalar içerisinde ‘mücahit’,‘mücahit komutanı’, ‘göçmen’ kimlikleriyle yer almış olan edebiyatçıların, hiçbirinin  eserinde  ötekini yok etme, bir halkı topyekün düşmanbelleme gibi genellemeci, ırkçı bir anlayışın görülmeyişi de önemli birgöstergedir. Bu durum, salt Türk halkının eğilimi olarak yansıtılmaz, ırkçı,şöven, tedhişçiler dışında Rum halkının duygusu olarak da dile getirilir. İsmail Bozkurt’un Bir Gün Belki romanında, Türkleri kökünden kazımak için and içmiş,köpeğini Türk adıyla çağıracak ve onu Türk adı taşıdığı için öldürecek kadargözü dönmüş Rum faşisti Deli Hristo’nun kızı Nitsa’nın ve annesinin düşüncesi, onuntam tersidir:

“-Ne oldu sana kızım? Diye sordu Nitsa’ya annesi. “Son günlerde çok iyi idin.Ansızın içine kapandın yine. Hem de eskisinden daha çok.

-         Korkuyorumanne! Korkuyorum.

-         Korkmaktahaklısın kızım.Ülkemiz çok kötü günler geçiriyor. Zavallı Türkler! Olan onlaraoluyor.Baksana, bir yerlerde hiçbir iz bırakmadan kayboluyor,  öldürülüyorlar. Köylerini, evlerini bırakıpkaçıyorlar. Yazık bu insanlara! Yazık! Ama bizim yapacağımız bir şey yok.”(Bozkurt, 2002:129)

Çıkarmaharekâtı eksenine oturtulmuş, bir bakıma o sürecin günlüğü olarak dadeğerlendirilebilecek romanlardan birini Ahmet Gazioğlu’nun Kıbrıs’ta Aşk ve Savaş adlı eserioluşturur.

1974çıkarmasını, başladığı saat itibarıyla Gazioğlu şöyle aktarıyor: “20 Temmuz  Cumartesi sabahı saat 5.40da jet sesleriyleuyandı Aral. Pencerenin camları sarsılmış, odya, gökten gelen bir çığlık,şimşek hızıyla girip çıkmıştı. Arkasından dalga dalga tekrarlandı bu ses, kısaaralıklarla. Aral, Tanya’ya dürttü ve yatağından fırladı.

“Kalk…İşte nihayet geldiler… İşte geldiler!” diyerek dürbünü aldı, balkona koştu.”(Gazioğlu, 1975:166)

Gazioğlu,romanında, tıpkı 20 Temmuz 1974 sabahı çıkarma saatine gelinceye değin, dışarıdagelişen olayları  nasıl gazeteciüslubuyla aktarmışsa, bundan sonraki gelişmeleri de; Türk jetlerinin nereleribombalayıp bombalamadığı, Rum Ulusal Muhafız askerlerinin hangi kamplarda esiralındığı, çıkarma gemilerinin 5. Mil koyuna girerek nasıl kapaklarınıaçtıkları, paraşütçülerin uçaklardan nasıl indirildiğine ve devamında dakuzeyde oluşan Türk bölgesinin şekillenişi, İngilizlerin kendi vatandaşlarınıuçak gemileri Hermes ile adadan uzaklaştırma çabaları, aynı maksatlaAmerikalıların 6. Filo’ya bağlı Forestall zırhlısının Kıbrıs açıklarınagönderilmesi… Tüm bunlar 1963-64 Rum saldırıları sırasında babası Eokacılartarafından kaçırılan ve nasıl öldürüldüğü dahi bilinmeyen Londra’da RoyalNorthern Hastanesinde stajyer doktor olarak çalışan Aral ile şarkiyat ilmiokuyup, tezini Türkiye’de tamamlamak için yolculuğa çıkan Tanya arasındabaşlayan ilişkiyi ekseninde yaşanır. Aral, Almanya’dan başlayan, Türkiye’ye,oradan da Kıbrıs’a uzanan yolculuk boyunca “Kıbrıs sorunu” konusunda, bütünayrıntılarıyla, Tanya’yı bilgilendirir. Her aktarılan, sonrası ve öncesindeyazılan siyasi, tarihi ve başka edebi metinlerde de karşımıza çıkan, tarih,kavram ve adları ortak,  ‘Kıbrıssorunu’dur. Bu izleği, Özker Yaşın’ın eserlerinde de görmek mümkün.

Hersavaş, yeni bir başlangıçtır ve bireylerin olduğu denli onların oluşturduğutoplumların da hafızasında travmalara yol açar. Kıbrıs Türk toplumunun  çıkarma harekatı öncesi ve sonrasındayaşadığı en önemli travmalardan biri hiç kuşkusuz toplu kıyımlarla beraber kayıplarolmuş, bunu göçler izlemiştir. Savaşikliminin barışa evrilmesi ve ‘barış hattı’nın oluşmasıyla birlikte şekillenenyeni dünyada bu kez  yeni ev kurmalar,komşuluklar ve iktidarlarla olan ilişkiler boyvermeye başlamış; kendisini buyeni süreçte yansıtan kırılmalar oluşmuştur. Ada’nın geneline bakıldığında,ekonomik anlamda ticari faaliyetleri sınırlı bir biçimde yürüten, bu bakımdanda  köy kırsal nüfus oranı daha yüksekolan Türklerin, ticari faaliyetlerden de uzak oldukları gerçeği hem Yaşın’ınhem de Kara’nın romanlarında açık bir biçimde kendini belli eder. Aynı gerçeği,Bozkurt’un romanlarında da buluruz: Türkler ticaret hayatının dışındadır vesermaye Rumların elinde toplanmıştır. Bu gerçeklik romanla toplumsal düzenarasındaki şekillenmede de kendisini belli eder; söz konusu bu romanların hemenhiç birinde ekonomik dünyanın üst sıralarında bir Türk’ü göremezsiniz. Çiftçi,öğretmen, şoför, gazeteci… Ekonomik dünyanın girdi çıktılarıyla ilgili vedolayısıyla bir sermaye kesimi oluşturacak aktörleri hissedilir biçimde ancak1974 çıkarma harekatından sonra görüyoruz. Yeri gelmişken belirtmek gerekir kibelirgin bir yeni iş kolu da 74 sonrası Ada’ya Türkiye’den gidenlerinoluşturmuş oldukları ‘eğlence’ mekânlarıdır. Doğal gelişimi içerisindeşekillenmeyen girişimci anlayışı, sonradan edinmeyle bir ahlakdışılığıberaberinde getirir. Bu durum özellikle Bozkurt’un Yusufçuklar Oldu mu?  ve  Yaşın’ın KıbrıslıKazım romanlarının ana izleğini oluşturur: Kayırmacılık, siyasetle ticaretikatmanlaştırma, haksız  yollarla maledinme… “1963’te, toplumlararası çatışmalardan sonra oluşan enklavlar, KıbrıslıTürk halkın kendi topraklarından göç etmesine, üretim ilişkilerinden, hayatiçindeki geleneklerinden, tarihsel geçmişlerinden kopmalarına; en yaşamsalbağlarını savaşla beraber yitirmelerine yol açtı. Toplumun %70’i ABDyardımıyla, “iaşelerle” yaşayan asker-memur asalak bir katman oldu. Kenditoplumsal, sınıfsal gerçeklerine yabancılaştı. (…) Enkavların kimliği,kimliğimiz oldu. Kıbrıslı Türk burjuvazisi, insanın ve insani olan herşeyin yokedildiği bu enklavlar içinde palazlanıp siyasi iktidarını geliştirdi. Bunedenle, geleneklerinde şiddet, savaş, yasadışılık ve baskı vardır.” (Yaşın,1990:161) Bunun en yaygın örneğini,  evve malları güneyde kalan yurttaşlara, kuzeyde eşdeğer mal verilmesi sürecindeyaşanır. Öncelik şehit ve gazi ailelerine, mücahitlere verilecekken,  siyasi yandaşlık, nüfuz baskısı ile kimileri,her seferinde  ev ve arsa sahibi olur;üstelik bunları edinirken kura bile çekmez, en ayrıcalıklı konuma sahipolurlar.

Adını,bazı sözleri Behçet Kemal Çağlar’ın “Bu Menzum Beyanname de Benden” şiirindenesinlenerek yazılmış Girne’den Yol BağladıkAnadolu’ya şarkısından alan, başkahramanı köyleri Peristerona güneydekalan, Oktay ve yakın çevresindekilerin; eşi Aysel, arkadaşı Ali, köy ihtiyarheyetinden Sadık dayı, kayınpederi ve bunlar etrafında şekillenen ilişkiağının  bir pazartesiden diğerpazartesine kadar olan serüvenlerini içeren Özker Yaşın’ın romanında;çatışmalar başladığında mallarını Rumlara satıp İngiltere’ye kaçmış, 74sonrasında Ada’ya dönüp ‘huzur ortamının’ nimetlerinden yararlanmayaçalışanların nasıl yasadışı yol ve şiddete başvurdukları da aktarılır:

“-Hasan İmamoğlu’na ev mi verdilerköyde?

İhtiyarın kaşları çatıldı:

-         Neyazık ki verdiler evladım… Hem de köyün en güzel evlerinden birini aldıdeyyusun oğlu!

-         Nasılolur? Kuraya adı konmamıştı bu adamın. Bu yüzden size saldırmaya kalktı, benkendisini yumrukladım! O tartışmanın ve kavganın anlamı yokmuş demek ki

-         Öğrendiğimegöre herifçioğlu kura filan da çekmemiş bizim gibi… Lefkoşa’dan bir mektupgetirmiş iskan memuruna. O mektubun kimden geldiğini bilmiyorum, ama her haldebir bakandan, forslu birinden olacak… İskan memuru mektubu okumuş ve Hasanİmamoğlu’na istediği evi vermiş!

-         Şehitaileleri gibi desene… Hem de kura çekmeden.” (Yaşın, 1976)

ÖzellikleBekir Kara’nın Unutma Bellekteki İzlerromanında, TMT örgütlenmesinin arka planında bu gerçek bütün belirginliğiyleyansır. Seyit, babası Selim’in şehit düştüğü gün dünyaya gelir. Onun uykudaykengördükleri, romanı bir hatırlama, toplumsal bellek oluşturmak işleviyledeğerlendiren yazarın niyetini açığa vurur. TMT mensuplarından olan Mura Hoca,Selim’i de teşkilata dahil etmek için girişimlerde bulunur. İngiliz yönetiminekarşı Rumların zaman zaman gösterdikleri isyanlar, sabanın arkasında ekmekkavgasını vermekte olan Selim’in çok da ayrımında olduğu gelişmelerdeğildir.  Murat Hoca, siyaseti bilen veolayların seyrini öngörebilen bir bilince sahiptir. Çalışkan, güvenilir biryapıya sahip olan Selim’i mücadeleye dahil etmek ister. Bunun için onuolayların farkında olmaya, sorgulamaya sürükler.

 

“-Son yaşanan olayları sen nasıl yorumluyorsun?

-         Hangiolayları?

-         Bildiğin,duyduğun olaylar. Rum, İngiliz’le kavgaya tutuştu bildiğin gibi… Bu kavgaİngiltere’nin ve diğer sömürgeci ülkelerin bir tezgahı olamaz mı?

-         Bilmem,İngiltere Kıbrıs’ın sahibidir. Diğer sömürgeci devletler bu işe neden karışsınkı?

-         Diğersömürgeci devletler de ‘Enosis’ taraftarı olamaz mı?

-         Busoru benim için hayli zordur Hoca. Geçim derdine düştüm ben. Olanı biteni nebilirim?

-         DinleSelim. Ortada bir kavga var. Bu kavgaya, biz de karışmak zorundayız, çünkübaşka çaremiz yoktur. Öyle oturup, ‘bu kavganın sonunda ne olacak acaba?’deyip, yan gelip yatamayız?” (Kara, 2011:74)

-          

Biryandan ‘örgütlenme’ fikrinin Türk kesiminin her katmanına nasılyaygınlaştırıldığının ipuçları verilir, bir yandan da Türk mallarının Rumlarasatılmaması konusunda dikkatli olunması gerektiği anımsatılır.  Burada dikkati çeken, yukarıda da belirtmeyeçalıştığım gibi, ekonomik iktidar bakımından Türklerin daha pasif bir konumdaoldukları; milliyetçilik duygusunun daha geç uyanmaya başladığı gerçeğidir. Buanımsamalar, Özker Yaşın’da, örneğin Girne’denYol Bağladık’ta günlük biçimindedir. Her iki yazar da bu bölümleri farklıstillerde yazarak okuru bir anlamda uyarmış olurlar, Yaşın siyah (bold) olarakbelirtir, Kara ise italik yazı karakteriyle. İkinci husus,  genel olarak Kıbrıs Türk edebiyatını ama özel olarak da romanın kazandığı içerikaçısından çıkarma harekatının bir başlangıç olmasıdır. Bu Kıbrıs Türk romanınıniçeriğini ciddi biçimde belirlemiş, olayların hemen ardından yazılan eserlerdeolduğu gibi, sonrasındakilerde de belirleyici temalardan birini oluşturmuştur.Örneğin yakın zamanda yayımlanan Oğuz Yorgancıoğlu’nun Köklerimiz Nasıl Sallandı?(2007), Köklerimiz Bir Bir Sökülüyor (2009) adlı hacimli her iki romanınında içeriğini Kıbrıs olayları ve  çıkarmaharekatı oluşturmaktadır. Kıbrıs Türk romanı üzerine örneklemeli tarihçeoluşturan çalışmasında 117 yılda yaklaşık 120 romanın yayımlandığının altınıçizen Suna Atun, çıkarma harekatının oluşturmuş olduğu ortamın, romanınimkanlarını genişlettiğini ve Kıbrıslı Türklerde okuma yanı sıra bir yazmaarzusunun da geliştiğini belirtmektedir. “Çok uzun yılları varoluş mücadelesiiçinde geçen Kıbrıs Türk Halkının tüm yazınsal ve sanatsal çalışmalarındaolduğu gibi roman türünde de 1974 Barış Harekâtı sonrası önemli adımlaratılmış, roman yazarlığına ve okurluğuna ilgi artışı kaydedilmiş ve özellikleson on yıl içerisinde de roman kitaplarının yayını büyük bir hız kazanmıştır.”(Atun, 2011:27)

TMTmücahit komutanlarından olan İsmail Bozkurt’un, tıpkı  Özker Yaşın, Ahmet Gazioğlu ve Bekir Kara’nınromanlarında gördüğümüz  tarihseltanıklığı doğru bir tarihsellik üzerinden edebiyat yoluyla aktarma kaygısınınürünü olan Bir Gecede adlı romanı, 1974öncesi Geçitkale- Boğaziçi direnişinin belli bir zaman aralığında yaşananyoğunluğunu aktarıyor.

1974  sonrasında ortaya konan romanların büyükçoğunluğunda, Kıbrıs Türk halkının ‘milli mücadele’ olarak da adlandırdığı var olma  çabasının izleri bulunur. Yukarıda özellikleüzerinde durduğumuz çalışmalar haricinde,  Özker Yaşın; Kurtuluşa Kaçış- Bir Mücahidin Romanı, Bekir Kara; Aşklar-Acılar- Çocuklar ve Torunlar,  Sevim Baran; İki Halkın Hikâyesi, İki Halkın Gözyaşları, Şerife MünevverÖzgerek; Yorgun Yollar, SaygınAkanyeti; Yarınsızlık, Numan AliLevent; Sen de Direneceksin, Sultan; Kurşun Sesi Duymadan Yaşamak, Çetin Kasapoğlu; Gökyüzü Uyumasın, Bener Hakkı Hakeri; Kurtuluşa Kaçış , Ahmet Tolgay; Kıbrıs Çarmıhtan İnerken, Sabahattinİsmail; Savaşların Gölgesinde, HavvaTekin; Yeşil Adanın Çocukları, NazımBeratlı; Turnalar Nerden Gelirdi,adlı eserlerinde çatışma, göç ve devamında yaşanan içtimai hayattaki  çürümeye dair kaygı ve gözlemler paylaşılır…

Hementamamının yazar merkezli olduğu bu çalışmalara toplu olarak bakıldığında, tarihbilinciyle birlikte bir kimlik sorgulamasının da yapıldığını görürüz. Buesasında 1950’lerde başlayıp, 1974 yılında sonlanan Türk-Rum çatışma ikliminin,Ada’daki Türkler açısından geç kalmış bir ulusçuluk bilincinin kökleştirilmesikaygısının da taşındığını gösterir. Esasında 1940’lı yıllarda başlayanTürkiye’de Ada’ya giden öğretmen yazarların çalışmalarıyla hız kazanan‘milliyetçi’ eğilim, edebiyat dünyasını da şekillendirmiş ve Kıbrıs Türkedebiyatının metropol Türkiye’nin periferide bir edebiyat olarak şekillenmesinekaynaklık oluşturmuştur.  Bu tutum,düşünsel olduğu kadar pratik olarak da hayata geçirilmiş bir eylemdir. Dr.Küçük, Raif Denktaş gibi siyasetin en önemli aktörlerinin, aynı zamanda gazetesahipliği, yazarlık gibi ‘yayın’ faaliyetleri içerisinde bulunmaları da budüşüncenin hayat bulmasında işlev taşır.

“Savaşıntanığı olan yazarların ben merkezli tutumları, toplumsal olanın tarihini okumamızıolanaklı kılar. Toplumsal olanı kendi yaşantıları etrafında yeniden kurgulayanKıbrıslı yazarlar, gözlem ve izlenimlerini günü gününe vermeye çalışarak, yeryer belgelere de dayandırarak tarih bilimcisi gibi hareket etmek isterler.Rumlarla yaşanan savaşlar, Türkiye’yle kurulan bağlar, Yunanistan veİngiltere’nin ada üzerindeki çıkarım ve uygulamaları, Kıbrıslı yazarlarınobjektifinden yansır. Romanlarda adada savaş ve siyasetle verilen bir mücadeleolduğu, bu mücadelede Kıbrıs Türk ve Rumlarının kendi başlarına hareketetmediği öncelenir. Romanlar, Kıbrıs Türkünün geleceğe uzanmak için bir yolarayışının ifadesi olur. Kıbrıs’ta tarih, savaş yüklüdür. Toplumun geçmişlebağlarını koparan savaş, gelecek arzusundaki genç nesil üzerinde tesirini dahakuvvetli hissettirir” (Aylanç, 2012).

 

 

Sonuç

KıbrısÇıkarması,  Kıbrıs Türk edebiyatında,özellikle süreç içerisinde yazılan/söylenen hamasi şiirlerin yanı sıra, romantürüne yansımış bir konudur. Şunu da söylemek olası ki, bugün bir  Kıbrıs Türk romanından söz ediliyorsa, butürün içerisini dolduran ve belli bir edebiyatçı zümreye yazma dürtüsükazandıran etkenlerden birini  ‘çıkarmagerçeği’ oluşturmaktadır.

1963’tebaşlayıp, 1974’de sonlanan savaş ikliminin, ağır travmatik sonuçları, bireyselyaratı olan roman üzerinden, esasında, kolektif bir sağaltıma da katkıdabulunmaktadır.

Tarihigerçeklikle edebi betimlemeyi iç içe bulduğumuz Kıbrıs Türk romanı, özelliklede bu bildiri çerçevesinde ele alınan örnekleri, uzunca bir süre birlikteyaşamış  iki halktan birinin, Rumtedhişçilerin yok etme planlarıyla nüfus olarak azınlıkta ve silahsız Türkkesimine yönelttiği savaşın ayrıntılarını da öğrenmemize kaynaklık edeceknitelikte eserlerdir.

Buyapıtlar, sadece Rum saldırganların ve onların arkasındaki diğer güçlerintutumunu aydınlatmakla kalmıyor, dar iktisadi ve sosyal hayat içerisinde kendidenetim mekanizmasını oluşturmuş Kıbrıs Türk toplumunun, göç ve savaşlabirlikte yeniden şekillenmesinin insani ve gayriinsani yanlarını görmemize deimkan tanımaktadır.

 

 

Kaynakça

Atun, Suna (2011), Kıbrıs Türk Romanı, Gazi Mağusa:SAMTAY Yayınları.

Aylanç, Mihrican(2012), “Anı-Roman Işığında KıbrısTürklerinin Tarihini Yeniden Okumak: Köklerimiz Nasıl Sallandı-Köklerimiz TekTek Sökülüyor”, Turnalar, Sayı:61.

Bozkurt, İsmail(1991), Yusufçuklar Oldu mu?,İstanbul: Cem Yayınları.

Bozkurt, İsmail(2002), Bir Gün Belki, İstanbul:CemYayınları.

Bozkurt, İsmail(2005), Bir Gecede,  İstanbul: Cem Yayınları.

Bozkurt, İsmail(2010), “Geçitkale-Boğaziçi DirenişininŞiirlerle Mücahit Gazetesine Yansıması”Kıbrıs Türk Varoluş MücadelesininEdebiyata Yansıması Bildiriler (Haz: İsmail Bozkurt, Cemal Bayak), Lefkoşa:Ajans Yay Ltd.

Gazioğlu, Ahmet(1975), Kıbrıs’ta Aşk ve Savaş,İstanbul: Efes Yayınları.

Günyol, Vedat(1980), “Roman Konusunda”, Milliyet Sanat Dergisi, Yeni Dizi:10,İstanbul.

Gürel, ŞükrüSina (1984), Kıbrıs Tarihi-I, KaynakYayınları: İstanbul.

Güvenir, Osman(2011), “Üç Pencere” Kıbrıs Romanı,  İstanbul: Alfa Yayınları.

Kara, Bekir(2011), Unutma “bellekteki izler”,Ürün Yayınları: Ankara.

Karpat, Kemal(2009), Osmanlı’dan Günümüze Edebiyat ve Toplum, Timaş Yayınları:İstanbul.

Kefeli, Emel  (2013), “KıbrısTürk Edebiyatında Roman: Tarih, Bellek, İnsan”,  EdebiyattaKıbrıs ve  Bahar, Uluslararası KIBATEK Edebiyat Sempozyumu Bildirileri, (Haz: Kafiye Yinanç, Metin Turan),  Ankara: KIBATEK Yayınları.

Mütercimler, Erol (1998), Bilinmeyen Yönleriyle Kıbrıs Barış Harekatı,2. Basım, Arba Yayınları: İstanbul.

Nesim, Ali (1998), “Gelişme Döneminde Kıbrıs Türk Edebiyatı’’, Birinci Uluslar arası Kıbrıs ve Balkanlar Türk Edebiyatları Sempozyumu,(Haz: İsmail Bozkurt, Ayşen Dağlı, M. Kansu), Gazi Mağusa: Doğu Akdeniz Üniversitesi  Kıbrıs Araştırmaları Merkezi.

Yaşın, Özker (1976), Girne’den Yol Bağladık, İtimatYayınevi: İstanbul.

Yaşın, Mehmet (1990), “Kıbrıslı Türk Edebiyatında Kimlik SorunununTarihsel-Toplumsal Nedenleri”, Turkish Cypriot Indentity in Literature - Edebiyatta Kıbrıslı TürkKimliği, Fatal Pulications:London.

 



[1] KIBATEK Türkiye Başkanı

[2] Özker Yaşın, 4 Ekim 1932 de Lefkoşa’da doğmuştur. Liseyi Haydarpaşa (İstanbul) Lisesinde başlayıp,Vefa Lisesi’nde tamamlar. Kıbrıs’a döner, muhabirlik, reklamcılık yapar, Savaşyayınlarını kurar. Bayraktar Destanı(Lefkoşa, 1952), Limanda Bir Gemi(Varlık yayınları, İstanbul 1956), NamıkKemal Kıbrıs’ta (Lefkoşa, 1957) yayımlanır. 1970 yılında Kıbrısparlamentosuna milletvekili olarak giren Yaşın’ın çok sayıda şiir kitabı,tiyatro eseri 3 ciltten oluşan Nevzat ve Ben (1997-2004) adlı anlatı kitabıdışında  romanları şunlardır: Bütün Kapılar Kapandı, Lefkoşa, 1955. Mücahitler / Kıbrıs’ta Vuruşanlar,Lefkoşa, 1970. Kıbrıslı Kazım,İstanbul, 1978. Girne’den Yol Bağladık,İstanbul, 1976. 6 Şubat 2011 yılında hayata gözlerini yumdu.

[3]   İsmailBozkurt, 1940 doğumlu. 1962 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni (Ankara)bitirir. Kıbrıs mücadelesinde mücahit komutanı olarak aktif görev üstlenir.1970-90 yılları arasında, 6 dönem milletvekilliği, meclis başkanlığı, bakanlık,parti genel başkanlığı yaptı. YusufcuklarOldu mu? (Cem Yayınevi, İstanbul 1991), Mangal (Galeri Kültür Yayınları, Lefkoşa 1995), Bir Gün Belki (Cem Yayınevi, İstanbul2002) ve Bir Gecede (Cem Yayınevi,İstanbul 2005) yayımlanmış romanlarıdır. Bozkurt’un ayrıca yayına hazırladığıçok sayıda kitap ile gezi yazılarından oluşan Kızıl Meydan’da Bir Uçak (1987), Kuzey Kıbrıs Seyahatnâmesi (2012) yapıtları vardır. Halen kısa adıKIBATEK olan, Kıbrıs Balkanlar Avrasya Türk Edebiyatları Vakfı’nın başkanlığınıyürütmektedir.

[4] Bekir Kara, 1954 yılında Baf ilçesinin Bağrıkaraköyünde doğdu. Bursa Eğitim Enstitüsü’nün Sosyal Bilgiler Bölümü’nü bitirdiktensonra uzun yıllar Kıbrıs’ta öğretmenlik ve okul yöneticiliği yaptı, 1994yılında emekli oldu. Yayımlanmış kitapları şunlardır: Toplu Oyunlar (Lefkoşa 1994), SırlarÖlümsüzdür (Öykü, Lefkoşa 1996), Kavuni(Roman, 2001), Unutma Bellektekiİzler (Ürün Yayınları, Ankara 2011).

[5] Ahmet Gazioğlu, 1931 Larnaka, Kıbrıs doğumlu, GazioğluAnkara'da yüksek öğrenimini tamamladı ve daha sonra Londra Üniversitesi'nde'Uluslararası İlişkiler' okudu. 1954-1962 yılları arasında Kıbrıs'ta bir tarih öğretmeni ve okul müdürüolarak çalıştı.  1963 yılında toplumlararasımücadelede başından itibaren o Kıbrıslı Türk haklarını temsil eden bir aktifrol aldı.  Kıbrıs’ta Aşk ve Savaş (İstanbul, 1975) yayımlanmış tek romanıdır.

 


KISACA KIBATEK

KIBATEK’in ortaya çıkışı 1998 yılındadır. İlk yapılanma, 1998 Mart’ında Doğu Akdeniz Üniversitesi Kıbrıs Araştırmaları Merkezi’nin düzenlediği “I. Uluslararası Kıbrıs ve Balkanlar Türk Edebiyatları Sempozyumu” sonunda bir “İzleme Kurulu” oluşturulması ile başlamış ve aynı yılın Ekim’inde, İzmir’de “II. Uluslararası Kıbrıs ve Balkanlar Türk Edebiyatları Sempozyumu” gerçekleştirilmiştir.

SON Tweet' LER