SABAHATTİN ALİ’NİN “DEĞİRMEN”İNDEYDİK, NELER ÖĞÜTTÜK NELER

 

 

 

TAHSİNŞİMŞEK

 

                                                                  -SabahattinAli 110 Yaşında-

 

Bu yolculuk, geziye değil, göreve. Nicemizi ve beni “Koyun Masalı” ile uyumalardan kurtaran Sabahattin Ali’ye. Malum Paşa’lar umursamasa da hepimizin O’na gönül borcu var.

Çünkü“İçimizdeki Şeytan”ı onunla kovduk,Türk edebiyatı da… “Kuyucaklı Yusuf”la bir olup “Sırça Köşk”leri kırıpindirmeyi ondan öğrendik  Kuyucaklı Yusufhemşerimdir. Bugün hiçbir şey yapamasam,  Eğridereli (Ardino) Sabahattin Ali’yle,kendi toprağında bir kez daha çocuk olurum.

Balkanlar’a hep ilgi duydum. Bu ilgimin temelinde kuşkusuz Mustafa Kemal ve O’nun devrimyoldaşları var.  Deliorman’dan inen Bedreddin yiğitleri var.  Yüreği hâlâdevrim coşkusuyla çarpan biri olarak, Moralı Mahmut Esat Bozkurt, Rodoslu Reşit Galip, İstanköylü Şükrü Kaya, Selanikli Tevfik Rüştü Aras’ı Mustafa Kemal’den ayrı düşünmem olası mı? Onlar, Kurtuluş’tan sonra duraksayan komutanlara hiçbenziyorlar mı? Bir eğitimci olarak Tutrakanlı İsmail Hakkı Tonguç’u anımsamamam olası mı? Kaç CHP’li “altıok”un çizerinin Tonguç olduğunu anımsar?

Kültürü besleyen coğrafyadır; coğrafyadan beslenmeyen devrim de yoktur kuşkusuz.

 

 

Yolculuğumuncoğrafyası, ön hazırlıklarıma, okumalarıma ve notlarıma Darıdereli (Zlatograd)Pertev Naili Boratav, Niğbolulu İbrahim Tatarlı, RazgradlıTuğrul Deliorman, Silistreli İsmailTunalı, Ziya Yamaç’ı ve benim sevgili öğretmenim Cevdet Atmaca, Eskicumalı (Tunaovası-Targoviste) AhmetEmin Atasoy, Haşallarlı (Tosçalı)Hilmi Haşal’ı da eklendi kuşkusuz…

Anımsamalarınardı arkası kesilmiyor. Önce “Kardeş Evi”nin yazarı Fahri Erdinç sökün etti,sonra da Mustafa Kemal’in Sevgilisi Dimitrina Kovaçeva. Bulgaristan’ı Fahri Erdinç’ten tanıdım desem yalanolmaz. Acı Lokma’dan, Kardeş Evi’nden… Sabahattin Ali’nin öldürümünü, Nâzım’ınBulgaristan gezisini…

Şu dizeleri,Gülseren Engin’in “Ağlama Smyrna Döneceğim” adlı kitabını okuduktan not etmiştim; obüyük kıyımlar ve göçürümlerle neler yitirdiğimizi görmenin derin sızısıyla:  “Çok-sesliliğimizikaybettik büyük göçürümde / Aşkı değilse bile, meşki bre mormenim Smyrna / Vetelgrafın tellerine kuşlar kondurup / Çanakkale içinde Dimitrina’lardüşleyebilen / Saati köstekli Mustafa Kemal’ler yetiştirmeyi[1]

            Şiir buyur edince bir kez, dizelerekleniyor dizelere. Metin Demirtaş’ın “Attila Jozsef’le Tanışma” şiirindeyer alan şu dizeleri anımsadım önce: “İnanılmaz,ağlayası bir sevgi duydum / Okuyunca şiirlerini ve intiharını / Ölümü nasıldokundu içime / Anımsarım bir kere de böylesine / Gizli ve sımsıcak /Ağlamıştım Vaptzarof'un ölümüne.[2]

 NikolaVaptsarov(1909 - 1942), Faşizme boyun eğen yargının, ölüme mahkûm ettiği bir şair.  23 Temmuz 1942’de kurşuna dizildi. Ölüm neLorca’yı unutturdu İspanya’da ne Milev’i, Topolov’u, Vaptsarov’uBulgaristan’da. Şairi ölümsüz yapan şiiridir. İşte Ataol Behramoğlu çevirisiyleVaptsarov’un “Ölümden Önce” söyledikleri.

Acımasız, dizginsiz bir kavga bu / Başsız,sonsuz, destansı. / Bir başkası dolduracak senden boşalan safı / Burada tekadam hesabı olur mu... // Kurşuna diziliş - çürüyüş sonra... / Her şey yalın,mantıksal, yaşamak gibi... / Fakat birlikte olacağız büyük fırtınada / Halkım,çünkü sevdik seni.”[3]

DevrimciBulgar şiiri için benim önereceğim kaynak, A. Kadir’in hazırladığı “DünyaHalk ve Demokrasi Şiirleri”nin 3. cildi. Hristo Botev’den MateyŞopkin’e 57 şairden oluşan bir bölümü içeriyor.

2009V. Uluslararası İzmir Şiir Buluşması’nın katılımcılarındandım. Balkan şairlerikonuktu. Bulgar şiirini Anton Baev (1963) temsil ediyordu. İki şiiriniokumuştu. “Bütün Dünya”  adlı şiiri şu dizelerle bitiyordu: “Bir pazar filesi dünyanın yarısını /sığdırmanıza yeterli. / Bütün dünya içinse ne gerekli / Belki de eşikte biröpücük / çantayı elimden alamadan / vekitaba dalmadan önce //  Al sana yarısını dünyanın, / ver bana ötekiyarısını[4]

 

17 Mayıs 2017 Çarşamba

İstanbul’ayakışmayan Esenler Otogar’ındayız. İstanbul’a yakışmayan o denli çok şey varki. Bir kent, kendisine yakışanlarca yönetilmeli. Dostlarla ilk buluşma buradagerçekleşiyor, İlk fotoğraflar burada çekiliyor. Aynı otobüste on altı kişiyiz.

Kapıkule’yigeçer geçmez yol boyu Türkçe tabelalar karşılıyor bizi:  Chit Hotel, Türk Hamamı…  Kumar meraklılarını kışkırtan çekiliştabelaları. Halklar, Esperanto’yu benimseyemese de ticaretin dilini benimsemişgörünüyor. Neredeyse sözcükleri de tırlarla taşıyacaklar. Her yerde Türktırları…

7km güneyimiz Yunanistan. Trakya coğrafyası devam ediyor. Ne toprağın rengifarklı ne yeşilin… “Başka Gökler Altında” olup olmadığımızı algılamaya çalışıyorum.Evet, Ataol Behramoğlu haklısın, “İlk kezyurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu /  Bebeklerin ulusu yok”[5] diyorsunya, doğanın da ulusu yok. Biz insanoğulları sınırı, sınırlamayı pek sevsekde!... Her yolculuk, yeni tanışmalara, söyleşilere kapı açar. Koltuk komşum,Eğridereli Osman. Gaziosmanpaşa’da yaşıyormuş. Bıkmış usanmış, yeni İstanbul’un gürültüsünden, curcunasından,yozluğundan. Geri dönüşler başladı, diyor. Görünen o ki, Balkan insanının huzurarayışı hâlâ sürüyor.

İlkdurağımız Haskova (Hasköy). Komünist dönemden kalma, o çok katlı işçievlerinden ne çok var. Yeni düzen, onların çoğunu kendi yazgısına bırakmışdurumda. Her biri, bir yıkımı somutlayan anıt sanki. İkinci durağımız,Kırcaali’de de durum farklı değil. Kırcaali (Kardzhali)adının kökeni ile ilgili küçük bir not: “1310 yılına ait Edirne vilayetisalnamesinden  tercüme edilen bir efsane.Bu efsaneye göre Sultan Murad zamanında (1360-1389) Türkler Rodoplara Kırca Ali(Kırcı Ali) komutasında akın yapmışlar. O, bir çarpışma esnasında şehit düşmüşve yeni yerleşim yerine Kırca Ali'nin adını vermişler.” Başka bir anlatıma göreKırcı Ali, Osmanlı’ya başkaldıran bir eşkıyadır. Yazılı kültürün olmadığı yerdeefsane çoktur; siz başka bir Kırcı Ali öyküsüne rastlayabilirsiniz.

Kırcaali’debizi, etkinliğimizin Eğridere yönderi Selahattin Karabaşev karşılıyor. Güleryüzlü bir görev ve kültür adamı. Eşyalarımızı otobüsten minibüse aktarıp birkez daha düştük yollara.

Eğridereyolları, dolambaçlı, eğri. “Eğridereyolları dolambaç / Kızlara yedirirler tuzlu bulamaç.” Bu sözlerde bir aşkbüyüsünden söz ediliyor olmalı; kızın gönlünü etmeye yönelik bir büyüden. Zatensevdayı çağrıştıran bir doğa. Ayşe Kulin’in,Saraybosna kıyımını bir aşk öyküsüyle harmanlayarak anlattığı “Sevdalinka”sınıanımsayarak, “Sevdalina” köyünü esenleyip geçiyoruz. Biraz sonra da yolunsağında, doğanın içinde bir “Pan” heykeli karşılıyor bizi. Evet, Necatigil, “Pan'ın teneffüsü bile / Ilık, okşamaktayüzü. / Devedikenleri, çalılık vesâire / Bir âlem bu toprakların üstü.”[6]  Bu âlem dünyaya ben de ilgisiz kalmadım ve doğanıno deli oğlanı Pan’a: “Bilirdi doğanınkurdu kuşu /Onun her huyunu suyunu / Kavalını her üfleyişinden / Gönlünükaptırdığını / Yine bir peri kızına / (…) / Siz de duymaz mısınız / Her kır şarkısında / Kır tanrısı Pan’ın o /Kıvrak ayak seslerini[7] Deliorman,daha kuzeylerde kuşkusuz; ama yeşilin delirdiğine şimdiden tanığız.

SonundaEğridere’deyiz (Ardino). Kırcaali iline bağlı bir ilçe. Türklerin yoğun olduğukentlerden biri. Osmanlı’da, Edirne vilayetinin Gümülcine sancağına bağlı bir kazaymışburası. Bu yüzden olmalı, edebiyat tarihleri, Sabahattin Ali’yi de Pertev NailiBoratav’ı da Gümülcineli olarak gösterir.

 

18 Mayıs 2017 Perşembe

SelahattinKarabaşev, sempozyumun yöneticisi ve sunucusu.Türkçe, Bulgarca ve Rusçaya bütün incelikleriyle hâkim bir kültür insanı. Neinsani inceliklerden ödün veriyor, ne disiplinden. Bugün tu kaka edilen bir sisteminiyi eğitilmiş insanlarından biri. Bir ara “Hangi ülkede ve rejimde yaşarsayaşasın, keşke herkesi, yılda iki ay komünist eğitimden geçirsek de işdisiplini kazandırsak!” demem böylesi tanıklıklar nedeniyledir.

Etkinliğimizin mekânı müze binası. Buradan bütün Egridere ayaklarınızınaltında. Sabahattin Ali’nin babası, bu binada yedi yıl görev yapmış. SabahattinAli bu bahçede oynamış.  

Etkinlik, altı öğrencinin taşıdığı çelengin, bahçedeki Sabahattin Alibüstüne konmasıyla başlıyor. Ardından Bulgaristan ulusal marşı ile AvrupaBirliği marşını dinliyoruz. İlk konuşmalar burada yapılıyor. ErtuğrulYalçınbayır’ı burada, hemşerilerinin arasında görmek günün sürprizi.  Fotoğraflar çekiliyor, salona geçiyoruz.

Katılımcılar, ülke bayraklarının arkasında yerlerini alıyor. Sekizülkeden yirmi sekiz katılımcı. Programda yer alıp da katılmayan altı katılımcıvar. Mümin Tahir dışındakilerin katılamama gerekçelerini öğrenememek, doğrusuyadırgattı beni. Mümin Tahir’e Sofya’da “Altın Yüzyıl Ödülü” verileceğiniöğrendik; Türkçe adına sevindik. Katılımcıların ülkeler göre dağılımı şöyle:  Türkiye: 13, Bulgaristan: 7, KKTC: 2, Rusya,2, İran: 1, Azerbaycan:  1, Özbekistan:1, Hollanda: 1

Sempozyumun açış konuşmasını Selahattin Karabaşev yapıyor.  10yıl önce Sabahattin Ali için doğduğu bu topraklarda bir etkinlik yapıldığını, kızıFiliz Ali’nin o etkinliğin konuğu olduğunu söylüyor. Bulgarcadaki SabahattinAli kitaplarından söz ediyor. Sunumunu iki dilli sürdürüyor. İlk sözü, BelediyeBaşkanı Resmi Murat’a veriyor.

ResmiMurat’ınkonuşmasında Rodop vurgusu dikkati çekti. Başkan, bir toplumu ayakta tutangücün, dil ve kültür olduğunu, Sabahattin Ali’ye sahip çıkmalarının bu nedenleyaşamsal önem taşıdığını vurguladı.  

İsmailBozkurt,1998’de kurulan Kıbatek’in 19 yıllık tarihçesinden, yaptığı etkinliklerden sözetti. Sabahattin Ali Sempozyumu, Kıbatek’in 34. Etkinliği. İlk kez birsanatçının adını taşıyan etkinlikte olduğumuzu belirtti. New York Times’tayayımlanan bir Sabahattin Ali haberini paylaştı. Haberde, unutulmuş bir romanolan Kürk Mantolu Madonna’nın, Türk halkını zor günlerinde birleştirdiğinden,genç okurların böyle bir aşkı istediğinden söz ediliyordu. Haberin özeti, şu üçsözcükle yapılmıştı: “Sevildi, okundu, ağlandı.” Bozkurt, ayrıca bu topraklarınyazarı İsmail Çavuşev’in, Kıbatek’in kuruluşunda bulunduğuna dikkati çekti.

MetinTuran,bu etkinliğin öneminin “bir sanatçının şahsında, edebiyatın gücünün somutlaşması” olduğunu vurguladı. Çocukluğun yazar üzerindeki etkisini yerinde görmenin, özellikle “dağlar” imgesi bağlamında önemine dikkati çekti.Sabahattin Ali’nin şair, çevirmen, roman ve öykücü olmak yanında iyi bir  görsel bakışa da sahip olarak ‘fotoğrafçı’olduğunun altını çizerek, kendisinin de içerisinde yer aldığı bir çok fotoğraf karesinin altında onun imzasının bulunduğunu dile getirdi.

Ertuğrul Yalçınbayır, Nilüfer Belediyesi’nin selamlarını iletti. Dünya tarihinin bir göç tarihiolduğunu, Sabahattin Ali’nin eserlerinde bu göçün izlerinin bulunduğunadeğindi. İnsan Hakları Bildirgesi’nin yayımlandığı yıl Sabahattin Ali’ninvurulduğuna dikkati çekti. İnsan haklarının özünü, isyana gerek kalmadan insanonuruna uygun bir yaşama hakkına sahip olmak olduğunu vurguladı. “Sabahattin Ali’nin “aldırma” iletisi, umuttur, barıştır, yazıdır.” dedi Ben de kendimesormadan edemedim, “AKP’de niye yer aldı; bu yer alışın ana nedeni, yoksa çoğugöçmenin o dinmez sızısı ‘geçmiş özlemi’ mi?” dedim. O özlem, ne yazık kitutuculuk kapısını sıkça çalıyor. Sonunda birtakım pişmanlıklara yol açsada!...

Katılımcılar bir saydam sunumuylatanıtıldı.

Bu bölümün sonunda İsmailÇavuşev’e Kibatek Edebiyat Ödülü sunuldu. Bu ödül,önceki yıllarda Cengiz Aytmatov (2001), Osman Türkay (2002), Cengiz Dağcı(2003), Elçin (2004),  Nevzat YusufSarıgöl (2005) Muhtar Şahanov (2006), Adalet Ağaoğlu (2007), Metin Demirtaş (2008), İnci Aral (2014) gibi edebiyatçılara verilmişti. Metin Demirtaş’asunulan ödül töreninde ben de vardım. İsmail Çavuşev, Türkçe nice yapıtı Bulgarcaya kazandırmıştır. İsmail Bozkurt’un “Yusufçuklar Oldu mu”su bunlardan biridir.

***

I.Oturumun konuşmacıları: Prof. Dr. Birsen Karaca, İsmail Çavuşev, NuranKekeç, Tahsin Şimşek, Doç M. Devrim Topses’ti.

Etkinlik boyunca not tuttum. Yorulmuşolmalıyım ki, sonlara doğru, kalemim durmuş, notlar azalmış. Notlarımın büyükbir bölümü konuşmacıların ağzından aktaracağım. Bazıları içinse küçüksaptamalarla yetineceğim. Darılmaca yok, önyargılı değilim, belki zaman zamantembelleştim. Zaten her şeyi de dört dörtlük saptama olanağım yok.

Köşeli ayraç içindeki [italik notlar], benim yorumlarım ve değerlendirmelerimdir.

Kuşkusuz her yazı özneldir.Özgünlük çok yukarılarda bir şey, öyle bir iddiam da yok.

BirsenKaraca,“İçimizdeki Şeytan”, ideolojiler savaşına konu olmuş bir romandır. RaymondRadiguet’nin de aynı adlı bir yapıtı var. İçimizdeki Şeytan ile Gonçarov'un Oblomov'u, Turgenyev’in Babalar veOğullar’ı, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı, Christopher Marlowe’un Doktor Faustus’uarasında gelgitler vardır. Bu romanların ortak paydası “eylemsizlik” olgusudur.“iyi sesle kötü sesin kavgası”dır. Macide ile Olga arasında çok kolay ilişkikurulabilir. Sabahattin Ali, Türkiye gerçeklerini  dünya edebiyatının gerçekleriyle yoğuran biryazardır.

İsmail Çavuşev,“Bulgaristan’da tencere kaynar, köpüğünü Türkiye’ye atarlar.” diye bir sözvardır.  Bir başka deyişle: “Bizyetiştiririz, aydınlarını Türkiye alır götürür.” Bu coğrafyanın kaderi bu. SabahattinAli bizde de okutuldu, kapitalizmi kötülemek için. Her ideoloji, edebiyatıkendi hizmetinde görmek ister. Yaşayan yazar, kalıcı yazar edebiyatı böylegörmeyen yazardır. Sabahattin Ali’yi yaşatan da budur kuşkusuz. Türklerinyaşadığı çelişkiyi, anlatan cümlemiz şudur: “Sosyalizm çok güzel; ama domuzderisinde peynir olur mu canım!” “Çünkü öyle bir dönem yaşadık ki “Türkiye, Türk”gibi şeyleri unutacaksınız dediler. Her türlü dayatmaya karşın, Sabahattin Alibu topraklarda sevildi. “Arabalar Beş Kuruşa” ve “Ayran” öykülerini hiçunutmadık. Fahri  Erdinç, yaşadığı hayalkırıklığını bana şöyle aktarmıştı: “Komünizm bir manda, ortasından araba tekerigeçiyor.”

[Kanım o ki Çavuşev,sıradışı,  farklı bir insan.]

Kürk Mantolu Madonna’yı inceleyipanlatan ilk konuşmacı Nuran Kekeç’ti.[Nuran ne der bilmem, bir çevirmenindili, daha yalın, daha duru olmalı. Arapça ve Farsça sözcükler olmadan daTürkçe çok güzel.]

I. oturumundördüncü konuşmacısı bendim. Sözlerime ilk dizeleri: “Koyun Masalı’yla uyuduk / Polyanna’larla büyüdük / Bir ‘Sırça Köşk’yaptılar toprağımıza / Ellerine leğen tuttuk / Alnımızın teri / Gözümüzün yaşıile yuduk / Mundar canlarını[8] olan,yıllar önce kaleme aldığım “Manzara-i Umumiye” adlı şiirimle başladım.Sabahattin Ali şiirini, “Dağlar”dan“Rüzgâr”la İnen Şiir başlığı altında incelemeye çalıştım. Onun sanatınıbiçimlendiren gözlem gücüne ve “sosyal gerçekliği, insani geçeklikten; insanigerçekliği de sosyal gerçeklikten soyutlamayan” yanına dikkati çekmeyeçalıştım.

DoçMehmet Devrim Topses,Cumhuriyet dönemi modernleşmesini, Sabahattin Ali öykülerinden yola çıkarakirdeledi. [Topses, sunumuyla, diliyle,sosyolojik bakışıyla “Devrim” adına yakışan çalışmasıyla etkili ve doyurucuydu.]

***

Öğleyemeği öncesinde, lisenin bahçesindeki Bulgar ulusal şairi Hristo Botev’in  (1948-1876) büstü önündeydik. Yirmi sekizyıllık bir ömür. Bizim için Namık Kemal, Macarlar için Petöfi ne ise, Bulgarlariçin de Botev o. Botev’in büstüne çelek koyup anısına saygı duruşunda bulunduk.

 İşte onun, A. Kadir - Asım Tanış - G.Santoro çevirisi “Yakarış” adlı şiirinin son iki bölümü: “Güç ver benim de koluma, silâhıma, / başkaldırdığı gün köleler! / Güçver ki, ben de kendi mezarımı / dövüşenler arasında bulayım! // Koma yabanellerde sönsün / yalım yalım yanan bu yürek. / Sesim boşa gitmesin, / sesimkalmasın çöllerdeki gibi / yankısız.”[9]

Botev,bana Bulgar edebiyatının başka bir ustasına, simge adına götürdü, Dimitri Dimov’a. Nazizm’in Bulgar işbirlikçileriyle kurduğu o ikiyüzlü ilişkilerinromanı Tütün’e. Bizim edebiyatımızda da tütünü işleten romanlar var;özellikle Talip Apaydın’ın Tütün Yorgunu, bir de Necati Cumalı’nın Acı Tütün’ü.

Öğle arası ikinci durağımız 2007’de Filiz Ali’nin de bulunduğu biretkinlikte dikilen Sabahattin Ali Ağacı. O ağaca da çelengimiz koyduk, anılartazeledik.

***

II.Oturumun konuşmacıları: Prof. Dr. Tülin Arseven, Doç. Dr. NizamiMuradoğlu, Petır Hacinakov, Dr. Şahine İbrahimova, Mustafa Köz’dü.

TülinArseven,Sosyal imgelem,  kişinin yaşadıkları iletoplum sorunları arasında ilişki kurma yoludur. Sabahattin Ali’yi “sosyolojikimgelem” bağlamında değerlendirsek, O’nu daha iyi kavrarız.  “Hanende Melek” buna bir örnektir. HanendeMelek’i,  Müşfik Kenter’inseslendirmesiyle bilgisunarda dinlemenin olanağı hâlâ var. Sabahattin Ali,yaşamıyla, diliyle zarafet örneğidir.  Örneğin, Sabahattin Ali,  “kahpe” sözcüğünü kullanmaz, “vücudunu malzemeyapmak” dolaylamasına başvurur. Dolaylama, edebiyatı inceltip zenginleştirenolanaklarından biridir.

NizamiMuradoğlu,Sabahattin Ali şiiriyle Azerbaycan folkloru arasında koşutluklar kurmayaçalıştı. [Oturumların en coşkulukonuşmacısıydı.]  PetırHacinakov, bildirisini Bulgarca sundu. Sabahattin Ali’yi entelektüellikbağlamında değerlendirdi. Bulgarcada tekrar okunmasını diledi.

Şahineİbrahimova,İçimizdeki Şeytan’da karakter çözümlemesini yaparsak “aydınların çöküşü” olgusuylakarşılaşırız. Yeni toplumun değerler sisteminin yerine oturmadığına tanıklıkederiz.

MustafaKöz:Türkiye Yazarlar Sendikası’nın selamlarını getirdim. Eğridere’ye dört yıl önceEgemen Berköz’le gelmiştik. O gün gördüklerimle bugün gördüklerimikarşılaştırdığımda şu tümceyle her şeyi özetleyebilirim: “Çocukluk gibi, şugökyüzü hiçbir yere gitmiyor.” Rus edebiyatı, Gogol’ün paltosundan çıkmıştır,Türk edebiyatı da Sabahattin Ali’nin kasketinden. Nâzım’ın şiirde yaptığını,Sabahattin Ali öyküde yapmıştır. Toplumcu gerçekçilikle Türk öykücülüğününyolunu açmıştır. Sabahattin Ali öykülerindeki ‘içtenlik’in gizi / gizemi belkide bu öykümcede: Sabahattin Ali’nin “Babamın yumuşak sesiyle uyandım.”tümcesine babasının yanıtı şudur: “Ben seni zorla uyandırıyorum, o kadaryumuşak değilim.”  

III.Oturumun konuşmacıları: Prof. Dr. Cengiz Tosun, Rüstem Aziz, Halil İbrahimÖzcan, Tahire Mirzayi, Murat Tuncel

CengizTosun, KürkMantolu Madonna’da bütün adlar bir simgedir. Örneğin, “Rasim” anlatıcı, “Raif”merhametli, “Madonna” saygın, aziz anlam ve çağrıştırımlarıyla, Meryem adıyladüşünülmelidir. Kürk manto ‘statü’ simgesidir. Almanya’daki öğretimi, yaşamı vedeneyimleri bu romanı doğurmuştur.

Rüstem Aziz,Varna’da hem “Sabahattin Ali Kültür Evi”  hem “Varna Türk Kültür Derneği” var. “Türk”sözcüğünü iki yıl kullanamadık. Varna için de dönem dönem farklı adlar venitelemeler kullanılmıştır. Sabahattin Ali’nin ölümü, Varna’da, bir gemiciningetirdiği “La Monde”dan öğrenildi.

Halil İbrahim Özcan,“Sabah Yıldızı” Sabahattin Ali’nin “şen şakrak” oluşu nedeniyle çocuklukadıdır. Ne var ki Sabahattin Ali, annesinin babasından uzaklaşmasına da tanıktır.Bu nedenle Sabahattin Ali’nin öykülerinde kadın tipleri hep eksik anlatılmıştır.Eğer “has edebiyat” vurgusu yapacaksak, bunu, Sabahattin Ali’in yaratımlarıiçin yapmamız gerekir. Nâzım Hikmet’in Resimli Ay’da yaptığı “Bir OrmanHikâyesi” değerlendirmesi, Sabahattin Ali’yi öyküye yönelten ana nedenlerden biridir.

[Annesi kuzeyli bir Bulgar’dır. Balkanlar salt kültür değil, adamharmanıdır da.]

Tahire(Tahereh) Mirzayi: Sabahattin Ali ile SadıkHidayet’in yapıtları arasında metinlerarası bağ kurulabilir. İkisi de Almanedebiyatını çok iyi biliyor, etkilendikleri kaynaklar aynı. Sabahattin Alişairdir, öyküde şiirsel dili yakalar; Sadık Hidayet’te eksik olan budur. PerdeArkasındaki Bebek (heykel) Körbaykuş’u doğuruyor. [Heykelle yaşanan duygusal ilişki, bana, ister istemez mitolojininGaletea öyküsünü anımsattı. Aslında her yazar biraz da heykeltıraş Pigmalyon’dur.Ürettiğiyle öpüşüp sevişir.]

MuratTuncel,Sabahattin Ali anlatılarındaki betimlemelerin albenisi, doğallığı,inandırıcılığı üzerinde durdu.  

Günün son sunumu, öğretmen Habibe Halilibrahim’in İsmailÇavuşev’in son kitabı “Yay Burcu” üzerineydi. Özellikleşiir okuma coşkusu beğeni topladı.

Defterimdeki son notun aktaranınıanımsamıyorum, o not Lenin’in şusözü: “Ben, Rusya’yı romanlardan tanıdım.”{Mustafa Kemal’i de Mustafa Kemal yapan,çok yönlü, iyi bir okur olması değil midir?]

 

19 Mayıs 2017 Cuma

1V.Oturumun konuşmacıları: Prof. Dr. Hanife Dilek Batislam, Doç. Dr. BetülMutlu, Doç. Dr. Apollinaria S. Avrutina, İlhan Cem Erseven, SelahattinKarabaşev

SelahattinKarabaşev,programa başlarken Halit Aliosman Dağlı’nın salonda bulunmaması nedeniyle,sunumunu yapmayacağını belirtti. Bulgaristan’da ve Rusya’da yayımlananSabahattin Ali yapıtları üzerine ayrıntılı bilgi verdi. İbrahim Tatarlı, RadiFiş ve Asım Bezirci’nin emeklerini özellikle vurguladı. “Hep Genç Kalacağım”  adlı yapıta dikkati çekti. Hüseyin Mevsim’den okuduğu iki dizeylekatılımcıları ve dinleyicileri esenledi:  “Sizisevgiyle kucaklıyorum / Sizi ısıtacak başka imkânım yok

HanifeDilek Batislam,Sabahattin Ali şiire aruzla başlamıştır. Tefsir şeklinde hiciv içerikli gazel naziresi ile eski-yeni buluşmasınısağlamıştır. Manzum mektup şeklindeki kısa mesnevisindeise “Hüsn ü Aşk”tan etkilenmiştir. 

BetülMutlu,Kuyucaklı Yusuf, efelik geleneğinin izlerini taşır. Roman tefrika edilirkenyörede tedirginlik yaratmıştır. Her açıdan Anadolu gerçekliğininsomutlamasıdır. Yaşar Kemal’e etkisini, Teneke ve İnce Memed’de görmek mümkün.Kuyucaklı Yusuf, Fethi Naci’ye göre modern bir tragedyadır.

[Dün tedirgin olan Kuyucaklılar, bugün Sabahattin Ali’nin anıtınıdikmişlerdir, işte edebiyatın gücü budur.]

ApollinariaS. Avrutina,Hem Kürk Mantolu Madonna’nın hem Orhan Pamuk’un Kırmızı Saçlı Kadın’ınınçevirmeniyim. Daha derinlerde Remarque’ın izine rastlamak olası. İki romanarasında 22 benzerlik saptadım. Avrupa modeline duyulan coşku, her iki romandada “hayal kırıklığı” ile noktalanıyor.

[Edebiyatçılar birbirlerinden etkilenirler, zincirlene zincirleçoğalmaktır bu. Ektilenmenin özümlenmesi gerekir. Kanımca Orhan Pamuk’ta epeycesırıtıyor bu.]

 İlhan Cem Erseven, Sabahattin Aliöykülerinin tümünü toplumsal gerçekçilik bağlamında değerlendirmek olası. Çoğuöykülerinde öğretmenliğini duyumsatıyor. Tiplerini betimlemelerle  somutlaştırıyor.

[Bu yöntem mimarinin o savsözün anımsattı bana: Biçim işlevi izler. Yazıda mimari bir sıkıdüzendir.]

1V.Oturumun konuşmacıları: Doç. Dr. Aliya Suleymanova, Doç. Dr. Vejdi Hasan,Nihat Altınok, Aslan Bayır, Yasemin Usta Demirlikan, Mercan Civan, Metin Turan

AliyaSuleymanova,Kürk Mantolu Madonna ile İçimizdeki Şeytan’ın tek kitap olarak Rusya baskısı75.000 adet. Yenik entelektüel kahramanlara Rus okur hiç yabancı değil. İkiside “kült roman”. Kült, tutku, ilahlaştırma derecesinde saygı ifadesidir.

VejdiHasan, “Sabahattin Ali’nin ÖykülerindeAydınlar”; Nihat Altınok, “SelamlamaMesajı”; Aslan Bayır, “Ahmet TımışÖyküleri Üzerine Bir Yolculuk”; MercanCivan:  Sabahattin Ali’nin izindenİlerliyor, dorukları ulaşıyor, dağlarla kucaklaşıyoruz.” başlıklı bildirilerinisundular.

 [V.Hasan, Türkçeye egemen nitelikli bir aydın; Nihat Altınok, kendini dinletmesinibilen, hem Türkçeye hem Rusçaya egemen coşkulu bir yönder (rehber); Aslan Bayır,incelikleri gözeten tam bir görev adamı, fotoğraf tutkunu. Mercan Civan,coğrafyasına yakışan coşkusunu hiç kaybetmemeli; inanıyorum Mercan Civan’la Rodoplar’daboyun bükmeyecek menekşeler…]

N. Altınok’un aktardığı,Aytmotov’un bir mezar taşında okuduğu şu kitabe ilginçti: “Yoksulduk, kitaplarımız vardı.”Edebiyatın gücünü somutlaması bakımından oldukça ilginç.

YaseminUsta Demirlikan,Hasan Boğuldu öyküsünde Sarıkız efsanesinin izleri görülür. Emine’nin yaptığı,“gönül koyma”nın yetersizliğini gösterip “aklına sokma”ya dönüştürmedir. 400okka tuz, bir bakıma sorumluluk taşıma sınavıdır. Hasan’ın başaramadığını Eminebaşarır. Sabahattin Ali, her zaman olduğu gibi kadının yanındadır. [Yalın Türkçesi ve sunumuyla başarılıydı.Gençleri yüreklendirmek gerekiyor. ]

MetinTuran,Sabahattin Ali’yle, Türk edbiyatındaki Fransız etkisi değişime uğramıştır.Sabahattin Ali yoğun okuyan biridir; okurken öldürülmüştür. Gelenekle sıkı birbağı vardır. “Hasan Boğuldu” yazıldıktan sonra gelenek efsaneleşir.  Fotoğraflarını, otomatik makinesiyle kendisiçekmiştir; fotoğraflarındaki doğallık bu nedenledir. Sabahattin Ali’ninrotasını çevresi belirler; Pertev Naiii Boratav, Cevdet Kudret, Sabiha – ZekeriyaSertel, Nâzım Hikmet… Sabahattin Ali, ikinci dilden yapılan çevirilerekarşıdır. Edebiyatımızda hikâye restorasyonunu başlatan kişidir. Bellek vetarihsel bilinç yaratmayı önemser; yereldir.

Sempozyumudeğerlendirme oturumu,Birsen Karaca ve İsmail Çavuşev başkanlığında yapıldı. Birsen Karaca, kısa birözetleme yaptı. Söz alanlar, sempozyumun verimli geçtiğini, Sabahattin Ali’yeyakıştığını vurguladılar. Ben de söz aldım; bildirilerin yetkinliğine, sunumunbaşarısına değindim; sevgi-saygı ortamının anılarımızı zenginleştireceğinibelirttim.

Sempozyum, İsmail Çavuşev’in şu fıkrasıylanoktalandı:

Delikanlınınbiri tutturmuş: “Ben bu Tuna’yı yakacağım!” Arkadaşı da damarına basıp “Yakamazsınbe, Tuna büyük sudur be!” diyormuş. Delikanlının son sözü ne mi olmuş: “Yakamazsam da bre, coslatırım be!...

Tuna yanmamış evet, ama SabahattinAli’nin evi Balkan Savaşı sırasında yanmış kül olmuş. Bugün o evden iz, eseryok. Ancak sempozyumumuzdan bir iz kalacak. Kitaplaşacak yazılarımız kalacak,fotoğraflarımız arşivlenecek…

***

Öğleden sonra 15.30’da BelediyeBaşkanı’na teşekkür ziyaretindeyiz. Sıcak bir karşılama. Yaptığı işe inananinsanların erinci, başarmanın sevinciyle.

Kıbatek’in anmalığı sunuldu.Eğridere ile ilgili en ayrıntılı bilgiyi burada aldık.

Ardino, Kıcaali’nin yediilçesinden biri. Osmanlı’dan beri ilçe merkezi. 30.000 kayıtlı seçmeninepeycesi Türkiye’de, Avrupa’da olan da var. Çifte vatandaşlığın doğal sonucu bu.52 köyü var, okul sayısı yalnızca 6. Bu sayı, 30’lardan düşüp buraya gelmiş.  Halkın ana geçim kaynağı hayvancılık.Mandıralar var. Süt işletmeleri var. Orman sektörü öteki önemli geçim kaynağı.6 konfeksiyon atölyesi var, buralarda kadınlar çalışıyor.

Sıkıntı eğitimde ve sağlıkta.Sağlık, yavaş yavaş özelleşiyor. Eğitimi planlama yetkisi, ölçütlere uymakkoşuluyla belediyede. Öğretmen sayısını ve maaşını belediye belirliyor.Devletin öğrenci başına katkısı 1800 Leva, yaklaşık 3.500 TL. Gençler,üniversite eğitimi için daha çok Filibe ya da Sofya’yı yeğliyorlar.

Belediye arşivine konması veokullara ulaştırılması için kitaplarımızı bırakarak belediyeden ayrıldık.

Belediye Kültürevi’ni ve ŞehirKütüphanesi’ni ziyaret ettik. 400 kişilik tiyatro salonunu ve kütüphaneninTürkçe kitaplar bölümünü imrenerek dolaştım. Koca koca Anadolu kentlerinde arada bul böyle bir salonu. Bir zamanlar Halk Kütüphaneleri vardı, okursuzluktan,çoğu ardı ardına kapandı. Anadolu’da kültürsüzleşmenin kışı daha ne kadarsürecek; bir bilen yok. Bitirmeye niyet eden de yok!…. Buraya da kitaplarımızıbıraktık. Bu tür etkinliklerin ve gezilerin bir yararı da bu; kitaplarınızın,sözlerinizin, şiirlerinizin başka ülkelere uçuvermesi.

İki minibüsle Şeytan Köprüsü’ne doğru yola çıktık. Kültür söyleşisi minibüste de sürüyor. Şair dostum Metin Turan renklerin aynı zamanda yönleri de işaret ettiğini ve kültürümüzde  “kara”sözcüğünün “kuzey” anlamını da taşıdığını söylüyor. “Karadeniz” kuzey denizi, “karayel” kuzey yeli demektir. Sözcükleri çok yönlü düşünmek, kökenlerine inmek ne güzel! Ben Akdenizliyim, akyeli (lodos) bilirim.

Şeytan Köprüsü 1516’dan miras.Vadinin bir kıyısı geçit vermeyince karşıya geçmek gerekiyor. Adı, “Şeytan mıgeçiyor?” sözünden kalan bir anı. Köprü bitmeyince bir bilici, “Bir kadınıngölgesi gömülecek.” demiş. O gölge gömülmüş müdür, nasıl gömülmüştür, benim akılsır erdirmem olası değil, ancak Roma’nın, Venedik’in, Osmanlı’nın gölgesinigörmem hâlâ olası.

 

20 Mayıs 2017 Cumartesi

Güne saydam (slayt) gösterimiylebaşladık. Yaşamıyla, yapıtlarıyla, adına yapılan etkinliklerle bir saatlik birsunum. Karabaşev, yer yer açıklamalar yapıyor. Nâzım’ın “İş var bu çocukta!” ve L. Aragon’un: “Türkiye’nin Gorki’si öldürüldü.” tümceleri, notlarım arasına düşenlerden.1953-1959 yılları arasında Ardino Lisesi’nin adı, Sabahattin Ali Lisesi’ymiş.Tatarlı, Fiş ve Bezirci’nin çalışmaları bir kez daha öne çıkarılıyor. Saydamda,çeşitli etkinliklerden görüntüler de taşınıyor beyaz perdeye. Ve bu gösterim,Cengiz Bektaş’tan bir şiirle noktalanıyor. Şiir, 21 Ağustos 1998’de Edremit-Güre’deyapılan etkinliğin anısı. Cengiz Bektaş, “Akşamgeriye dönüp bakan güneşten / Umutluyum[10] diyen oincelikler ustasıdır. Şiirde Sabahattin Ali’yle, aynı iyimserlik, umut ve coşkuylabuluşuyoruz.  

Bugün akşama kadar gezeceğiz.Yolculuk Rodopların içlerine. Dağın olduğu yerde dere de çok. YolculukDarıdere’ye (Zlatograd). Pertev Naili Boratav’ın doğup büyüdüğü yere. Boratavda 1907 doğumlu. Darıdere, Orfeus Dağı’nın (Orpheus) incisi. Orfeus, bütünTrakya’nın mitolojik kahramanı; Trakyalı kadınların paylaşamadığı kahraman.Midilli’yi anlattığım bir yazımda Orfeus’tan şöyle söz etmiştim:

“…O, Trakya’nın çocuğu. Lir’in ustası. Belki de Trakya’nın ilk Roman’ı. Çalmadasöylemede üstüne yok. Ağaçlar, kuşlar, köpekler; yani bütün canlılar, onunmüziğiyle büyülenmekte. Bu özelliğiyle onun yolunun, mitolojide Hz. Davut’lakesiştiğini görüyorum. Orpheus “lir”iyle, Davut “gitti”siyle sinir yatıştırmaustaları.  Ne var ki Orpheus, Davut gibi“peygamber” katında ve tahtında değil. O, kara bahtlının biri.”[11]

Bizi, belediyenin eğitim müdürüL. Angelov karşıladı. Zlatograd’ı, Rodopların incisi olarak niteleyip “Zor olanburaya gelmek değil, buradan ayrılmaktır.” dedi. “Dağlar dostlar doğurur.” Ve“Edebiyatçılar ile kentler arasında ilişki vardır.” saptadığım öteki tümceleri.

Kıbatek’in anmalığı ve “PertevNaili Boratav’a Armağan” kitabı kendisine sunuldu. Metin Turan’ın: “Edebiyatçılar,dağların incisine bellek yaratacaklardır.” tümcesine Angelov’un yanıtısevindiriciydi: “Bir sonraki sempozyumunuzu burada yapınız.”

İkramları yine bitki çayı. Çayada, zeytinyağına da yabancılar. Nefis kurabiyelerini yerken bir yandan da  PertevNaili Boratav’ı düşünüyorum.

İşte  “Zaman Zaman İçinde”başlıklı yazımdan bir paragraf:

Pertev NailiBoratav’ın görüşleri veemeği, geç de olsa bir biçimde kabul gördü. 1994’te kendisine Kültür SanatBüyük Ödülü verildi. Oysa o, dünün aforoz edilen bilim adamıydı. Ben bu ödülünona, düşünce özgürlüğünün değerini kavradığımız için verildiğini, hiçsanmıyorum. Kanımca bu ödül, olsa olsa aforozun ödünlemesi olmalı; yani birçeşit günah çıkarma. Diyorum ki günah çıkarmak isteyen çıkarsın, zaten günah dabüyük başların derdidir.”[12]

Belediyenin önündeki meydanoldukça geniş ve bakımlı. Osmanlı’ya direnişin simgesi Deli Voyvoda heykeli,Balkanlar’daki bütün heykeller gibi devasa boyutta. Sürekli bölünüp parçalanmayatepkinin, kimlik arayışının dışavurumu olmalı. 

Darıdere’nin eski yerleşimbölgesindeyiz. Sanki bir Anadolu kentinde; Safranbolu, Amasya evlerininonlarcasıyla karşı karşıyayız. Çok iyi korunmuşlar, bakımlı…

1976’da müzeye dönüştürülmüş birokulu ziyaret ettik. 1852’den kalma bir bina. İki katlı, altı derslikli.Diviti, taş tableti, kum kutusu, abaküsü, upuzun sopası, eski kitaplarıyla negüzel korunmuş.

İyi ki buralarda TOKİ yok, “Yak,yık, yeniden yap” kültürü buralara uğramamış.

Bize niye hep sosyalizmin,komünizmin kötülüğünden söz ettiler? Buna en anlamlı yanıtı, Nizami Muradoğluile yaptığımız bir söyleşide buldum. Azerbaycan’daki Komünist Partisi’nindurumunu sorduğumuzda, o bu sorumuzda bir küçümse sezmiş olmalı, o coşkuluvatan, Türklük şiirleriyle tanıdığımız Nizami’den aldığımız yanıt, çok ilginçti:  “Komünizm müterakkidir (ilerleme,ilericilik).”

Buraya kadar gelmişken Traklardankalma “Belintaş” antik yerleşmesini görmek, Orpheus Kayaları’na çıkmak,Keçika’da yorulup soluklanmak isterdim. Programda olmasına karşın gidipgöremediğimiz Kuzgunkaya’yı da… Bir de Bedreddinilerin ve Bogomillerin izlerinisürmek isterdim; Deliorman’dan Serez’e nasıl aktıklarını hissetmek…

Uzundere’yi (Nedelino) tepeden seyretmeninkeyfi yetsin deyip bu coğrafya için artık noktayı koyalım.

 

21 Mayıs 2017 Pazar

Artık dönüş zamanı. Bu kezyolculuk, bu güzel doğadan, bu kendi halindeki sessiz ülkeden yağmalar ülkesiyurduma.

Kendimizi kirlettik, keşkeburaları da kirletmesek. Yoksa işe, Kırcaali, Hasköy garajlarındaki o çok kötüTürkçe tabelaları değiştirerek mi başlasak.

İşte İstanbul’dayız. O güzelim“Yeditepe”li İstanbul, artık bin bir tepeli: Büyüsünü, masallara ödünç bıraktıkartık! Dahası maviye hasret, gökyüzüne de denize de!...

Koşullar ne olursa olsun, biznoktayı yine de umutla koyalım, Sabahattin Ali’yle, Cengiz Bektaş’ın o güzelşiiriyle. Sanatla buluşmak, Türkiyeli olmak için…

 

SabahattinAli

Duydunmu

Çeşmeolmuşsun

Çatalyürek

Çatalkaya olmuşsun

Kübelegibi

                      

Yelolmuşsun yel

İnilermişsin

Topraktantopraktan

 

 

Ağaçolmuşsun

Duydunmu dere olmuşsun

Aydınlıksavaşçısı

Çiçekolmuşsun çiçek

 

SabahattinAli

Çocuklarolmuşsun

İğdereli

Trakyalı

Türkiyeli[13]

 

 

 

 

 



[1] O Büyük Göçürümde, Tahsin Şimşek,Beşparmak Dergisi 177. Sayı Eylül-Ekim 2013

[2] Hazırol Kalbim, Metin Demirtaş, CanYayınları 2004

[3] Dünya Halk Ve Demokrasi Şiirleri 3,Haz.: A. Kadir, Evrensel Basım Yayın 2. Basım 2000

[4] Sınırsız “V. Uluslararası İzmir ŞiirBuluşması”, Konak Belediyesi Yayını 2009

[5] Bebeklerin Ulusu Yok, Ataol Behramoğlu,Adam Yayınları 1988

[6] Kapalı Çarşı, Behçet Necatigil, MarmaraKitabevi 1945

[7] Hep Gençtir Mitoloji, Tahsin Şimşek,Arkeoloji ve Sanat Yayınları 2017

[8] Yarını Tanelemek, Tahsin Şimşek, ToplumYayınları 2001

[9] Dünya Halk ve Demokrasi Şiirleri 3, Haz.: A. Kadir, Evrensel BasımYayın, 2. Basım 2000

[10] Kültürümüz / Kimliğimiz, Cengiz Bektaş,Arkeoloji ve Sanat Yayınları 2016

[11] Lesbos, Şiir ve Lir “Mi Dilli”?, Tahsin Şimşek, Afrodisyas Sanat 33. Sayı  Mayıs-Haziran 2012

 

[12] Pertev NailiBoratav’la “Zaman Zaman İçinde”, Tahsin Şimşek, Çağdaş Türk Dili, 289. Sayı,Mart

    

 

 

[13] Kentli Olmak ya da Olmamak, CengizBektaş, Evrensel Basım Yayın 1999


KISACA KIBATEK

KIBATEK’in ortaya çıkışı 1998 yılındadır. İlk yapılanma, 1998 Mart’ında Doğu Akdeniz Üniversitesi Kıbrıs Araştırmaları Merkezi’nin düzenlediği “I. Uluslararası Kıbrıs ve Balkanlar Türk Edebiyatları Sempozyumu” sonunda bir “İzleme Kurulu” oluşturulması ile başlamış ve aynı yılın Ekim’inde, İzmir’de “II. Uluslararası Kıbrıs ve Balkanlar Türk Edebiyatları Sempozyumu” gerçekleştirilmiştir.

SON Tweet' LER